Sabahattin Ali

tarafından
17
Sabahattin Ali

 

Kürk Mantolu Madonna dediğimizde eminim çoğu kişi haa o kitabı biliyorum diyecektir. Aldırma Gönül şarkısını da duymayanımız yoktur.Bu topraklarda şüphesiz büyük yazarlar,şairler,düşünürler yaşadı.Ama tüm bu yazarlardan,şairlerden adı unutturulmaya çalışılanlardan biri de Sabahattin Ali’dir.Basılan kitaplarının başına yazarın biyografisinin konulmasının sebebi de bu unuttulma çabasıdır belki de.Neden bizden Dostoyevski çıkmıyor sorusunun da adeta cevabı gibidir Sabahattin Ali’nin yaşamı.

1948 de hala gizemini koruyan cinayete kurban giden yazar 41 yıllık kısa yaşamına 5 hikaye kitabı,3 roman,1 şiir kitabı,çeviriler,bir gazete sığdırmıştır. Kitapları defalarca yeniden basılan şiirleri bestelenip şarkı yapılan,halen de söylenegelen yazarın yaşam öyküsü okuyan herkesin içini burkan kısa ama mücadeleyle dolu bir yaşamdır.

Evet hiç abartmıyorum Sabahattin Ali bizim Dostoyevskimiz olabilirdi.Devletin anlattığı öldürülme hikayesine inanacak olursak;Türkiye’de ki baskılardan bunalan yazar cezaevinden tanıdığı insanların vasıtasıyla tanıştığı bir kişiyle Kırklareli üzerinden Bulgaristan’a geçmeye çalışırken yine yanındaki bu kişinin sözümona milli hislerinin galeyana gelmesi üzerine adeta bir yılan öldürürcesine kafasına sopayla vurulmak suretiyle öldürülmüştür.

Hikayeleri okunduğunda hümanist/naif kişiliğiyle tanışırız yazarın.Halkın acılarını içselleştiren,yine halkın daha güzel günler görmesi için yapılması gerekenleri düşünen aydın bir kafaydı Sabahattin Ali.Yaşadığı dönemdeki siyasi yapıdaki bozulmalara da karşı da tavır koymaktan çekinmemiş tüm baskılara rağmen Aziz Nesin,Rıfat Ilgaz ve Mim Uykusuz ile birlikte adı Türk yayın tarihine altın harflerle yazılmış Marko Paşa efsanesini de ortaya çıkarmıştır.

Hepimize ilkokuldan itibaren anlatılan Atatürk’ün gösterdiği hedef olan muasır medeniyetlerin seviyesinin üzerine çıkma hedefi nasıl hayata geçecek? Yada şöyle soralım:bu hedef için 95 senelik Cumhuriyet tarihinde neler yapıldı?

Sabahattin Ali gibi değerlerine sahip çıkmayan/çıkamayan Türk toplumu elbette gelişemezdi.Sözlerimi Sabahattin Ali’nin sözleri ile bitirmek istiyorum.

Bir gün Almanların pabucunu yalayan, ertesi gün Ingilizlere takla atan, daha ertesi gün de Amerika`ya kavuk sallayan soysuzlar gibi olmak istemedik.
Yalnız ve yalnız bir tek milletin önünde secdeye vardık. O da kendi cefakeş milletimizdir.

Meğer ne büyük günah işlemişiz! Kanunlu, kanunsuz baskılar altında ezile ezile pestile döndük. Bugünün itibarlı kişileri gibi kese doldurmadık, makam peşinde koşmadık.
İç ve dış bankalara para yatırmadık, han apartıman sahibi olmak sağdan soldan vurmak ve milleti kasıp kavurmak emellerine kapılmadık. Bütün kavgamızda kendimiz için hiçbir şey istemedik.
Yalnız ve yalnız, bu yurdun bütün yükünü omuzlarda taşıyan milyonlarca insanın derdine derman olacak yolları araştırmak istedik.

Bu ne affedilmez suçmuş meğer! Neredeyse, yoldan geçerken mide uşakları arkamızdan bağıracaklar:
“Görüyor musun şu haini! İlle de namuslu kalmak istiyor ve ahengimizi bozuyor…”
Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?